NEFS VE NEFSİN MERTEBELERİ KONUSUNDA HARİKA BİR ANALİZ
İnsan, bu kâinatın hem en küçük parçası hem de en büyük sırrıdır. Elinizdeki bu çalışma, modern dünyanın karmaşası içinde kendi hakikatini ve "malikini" unutmuş olan günümüz insanına, Tîn Suresi'nin rehberliğinde bir geri dönüş haritası sunmaktadır.
Pek çok disiplin nefsi bir engel olarak görse de biz burada nefsi; kâmil bir imanın yakıtıyla aşılabilecek yedi katlı manevi bir basamak olarak ele aldık. Bu yolculukta okuyucu şu duraklardan geçecektir:
- Enaniyetin Ameliyatı: Bilgi kibrinin ve "kendini kendine malik sanma" gafletinin, Risale-i Nur’un "Acz ve Fakr" neşteriyle nasıl tedavi edildiğini göreceksiniz.
- İmandaki Tahkik: İnançsızlığın artık bir cehalet değil, bir "alimlik yanılgısı" olduğu bu asırda; taklidi bir imandan, kâinatın her zerresinde ilahi mührü okuyan sarsılmaz bir Tahkiki İman’a nasıl geçileceğini analiz edeceğiz.
- Nefis Mertebelerinin Merdiveni: Nefs-i Emmâre'nin karanlık çukurundan (Esfel-i Sâfilîn), Nefs-i Sâfiye'nin nuranî zirvesine (Ahsen-i Takvîm) giden yedi basamağın kodlarını çözeceğiz.
- Tevhid ve Ubudiyyet Dengesi: İnsanın kul olduğunu anlamasıyla başlayan o muazzam dönüşümün, onu nasıl kâinatın bir fihristesi ve ilahi isimlerin en parlak aynası haline getirdiğine şahitlik edeceğiz.
Bu çalışma; sadece teorik bir bilgi yığını değil, "aşağıların aşağısından" kurtulup "en güzel kıvama" yükselmek isteyen her ruh için bir rehabilitasyon projesidir. İbadeti bir yük olmaktan çıkarıp bir lezzet haline getiren, kibri tevazuyla, korkuyu tevekkülle değiştiren bu analiz; sizi sizden alıp, asıl Sahibinize götürecek bir pusula hükmündedir. Önce nefs nedir, islam alimleri nefsi nasıl tanımlamışlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nefs konusunda neler buyuruyor onlara bir göz atıp nefs terbiyesi ve nefsin mertebelerine geçerek güzel bir analiz zinciri ile bir hicret yolculuğuna çıkacağız.
Unutmayın; insanın en büyük keşfi, kendi acziyetinin içindeki sonsuz kudreti bulmasıdır.
HADİSLER ve AYETLER IŞIĞINDA: NEFS NEDİR?
Fedâle b. Ubeyd’in (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur:
“...Mücahid, Yüce Allah’a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden kimsedir.” (İbn Hanbel, VI, 22; Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 2)
Şeddâd b. Evs’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah’tan (iyilik) temenni edendir.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25; İbn Mâce, Zühd, 31)
Hz. Âişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sakın biriniz, ‘Nefsim habis oldu (kirlendi).’ demesin. Ancak ‘Nefsim lâkis oldu (içim daraldı).’ desin!” (Buhârî, Edeb, 100)
Huzeyfe’den (r.a.) rivayet ediliyor:
Resûlullah, “Mümin kişiye nefsini küçük düşürmesi yaraşmaz.” buyurdu. Bunun üzerine, “Kişinin nefsini küçük düşürmesi nasıl olur?” diye sordular. Resûlullah şöyle buyurdu: “Gücünün yetmediği işlere kalkıştığı için birçok belaya duçar olur.” (İbn Mâce, Fiten, 21)
Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiştir:
“Size Allah Resûlü’nün dediğinden farklı bir şey demeyeceğim! O derdi ki, ‘Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır. Onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun koruyucusu da onun efendisi de sensin. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.’” (Müslim, Zikir, 73)[1]
İmam Gazali ise İhya-i Ulumiddin eserinde “Senin en şiddetli düşmanın, iki yanının arasında bulunan nefsindir.” (bk. Gazâlî, İhyâ, 3/4; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/143) anlamına gelen bir hadis rivayeti vardır.
Bu hadiste geçen ve “iki yanının arasında” anlamına gelen “cenbeyk” kelimesi bir mecazdır. Ayrıca "iki kaşın arasında, içinde, iki kaburganın arasında” şeklinde de tercüme edilebilir. Bütün bu ifadeler mecazidir. Nefsin içimizde bir düşman olduğuna ve diğer bütün düşmanlardan daha tehlikeli bulunduğuna dikkat çekmek içindir. İnsanın öncelikle nefsini ıslah etmesinin önemini belirtmektedir.
Nefis, sözlükte; ruh, can, akıl, insanın şahsı, bir şeyin varlığı, zatı, içi, hakîkati, beden; ceset, kan, azamet, izzet, kötü söz, bir şeyin cevheri, arzu ve istek gibi anlamlara gelir.
İnsandaki nefsin mahiyeti hakkında ihtilaf edilmiştir. Nefsin, rûhânî bir cevher ve gözle görülmeyen latîf bir varlık olduğunu, nur ve ziyadan yaratıldığını söyleyenlerin yanında, latîf bir cisim, kan ve araz olduğunu söyleyenler de olmuştur.
Bilginlerin çoğunluğuna göre ruh ile nefis farklıdır. Ruh ve nefsin aynı şeyler olduğunu söyleyenler de olmuştur.
Nefs kavramı Kur'ân'da tekil ve çoğul olarak 295 defa geçmiş ve Âdem (a.s.) (Nisâ, 4/1; En'âm, 6/98), anne (Nûr, 24/12), insan (Mâide, 5/45), ehl-i din (Nûr, 24/61), can (Nisa, 4/66), ruh (En'âm, 6/93), beden (Âl-i İmrân, 3/185), bedenle beraber ruh (Bakara, 2/286), kişi (Bakara, 2/286), kendisi (Fussilet, 41/46), hem cins (Tevbe, 9/128), insanın iç âlemi (Bakara, 2/248), ilâhî tekliflere, emir ve yasaklara, müjde ve uyarıya muhatap olan insanın manevi varlığı (Yûsuf, 12/53; Kıyame, 75/12; Fecr, 89/27) kalp, göğüs (Bakara, 2/77, 109) ve cins (A'râf, 7/118) anlamlarında kullanılmıştır.
Nefs hem insanın maddî varlığını ve hem de insanda var olan fakat gözle görülmeyen, iyi ve kötüyü arzu eden manevî varlığını ifade eder:
"O Allah ki, sizi bir tek nefisten inşa etti... " (En'âm, 6/98);
"Hayır, daima kendini kınayan nefse yemin ederim." (Kıyame, 75/2);
"Ey huzura eren nefis!" (Fecr, 89/29);
"Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz..." (Kaf, 50/16)
(Yûsuf dedi ki:) “Hâlbuki (ben) nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin merhamet ettiği (koruduğu kimse) müstesnâ. Şübhesiz ki Rabbim, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.” (Yusuf,12/53) âyetleri ve "İnsanın en büyük düşmanı nefsine (heva ve hevesine) uymasıdır." anlamındaki hadisde geçen "nefs" kelimesi bu manayı ifade eder. (bk. TDV. İslam Ansiklopedisi, Nefs md.)
Tasavvufta nefs kavramı, kendisinde irâdî hareket, duygu ve hayat kuvveti bulunan latîf bir cevher şeklinde tanımlanmaktadır. Kötülüğü emreden anlamına geldiği gibi, Allah tarafından insana üflenen ve ruh-i Rahmanî, ilâhî ben anlamında da kullanılmıştır.
Buna göre, en büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor. Varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü, nefs-i emmare kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir. Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır. (İmam Rabbani, Mektubat, 3/27)
İnsan ancak nefsini bilir, onun hile ve tuzaklarını öğrenirse, Allah'ın kudret ve azametini idrak edebilir, emir ve yasaklarına uymaya, Onun rızasına uygun yaşamaya çalışır.
Allah’ın rızasına ulaşıp baki olan ahiret hayatımızda rahat etmek istiyorsak; onu cennetin yoluna çevirerek,
“Onu (nefsini) arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9) ayet-i kerimesinin ışığı altında, nefsi; kibir, ucub, riya, cimrilik vs. gibi kötü sıfatlardan temizleyip, Allah’ın rızasına yönlendirmeliyiz. [2]
Nefsin bu şekilde tanımını yapıp anlamaya çalıştıktan sonra nefsin mertebeleri meselesine ve analizlerimize geçebiliriz.
[1] https://www.islamveihsan.com/nefis-ile-ilgili-hadisler.html
[2] https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimiz-%E2%80%9Cnefsi-iki-kas-ortasinda%E2%80%9D-olarak-ifade-buyurmus-nefis-hisden-ibaret-olduguna