ahmetturkan.gen.tr

HAYATTAN DERSLER

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

NEBİ (S.A.V.)’İN DOĞUMUNDAKİ MUCİZELER

e-Posta Yazdır PDF

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in doğduğu gece, Îrân kralı (Kisrânın) sarayı sallandı ve on dört burcu (kale çıkıntısı) yıkıldı. Fârisin (Mecûsîlerin) bin seneden beri hiç sönmeden yanan ateşi söndü. Sâve gölünün suyu yere çekilip kurudu. Mecûsîlerin meşhur âlimi Mü’bedân rü’yâsında serkeş develerin, önlerine kattığı atları öldürüp, Dicle nehrini geçtiklerini ve memleketlerine dağıldıklarını gördü.

Kisrâ, sarayının sallanmasından ve burçlarının yıkılmasından çok korktu. Kimseye bildirmek istemedi. Fakat sabahleyin tahtına oturunca sabredemeyip bu hâdiseyi vezîrlerine ve ileri gelen adamlarına anlattı. O, bunları anlatırken mecûsîlerin ateşinin söndüğünü bildiren bir mektûb geldi. Kisrâ daha çok endişelendi. Sonra Mü’bedân gördüğü rü’yâyı anlattı. Kisrâ, “Mü’bedân’a bu hâdiseler için ne denebilir?” diye sordu. O da bunlar Arâblar arasında meydana gelen bir hâdiseye işârettir, dedi.

Devamını oku...
 

MEZHEPSİZLİK DİNSİZLİĞE KÖPRÜDÜR

e-Posta Yazdır PDF

İmâm-ı Gazâli, İmâm-ı Suyuti, İmâm-ı Şa’râni, Fahreddin-i Râzi, İmâm-ı Nevevî gibi asırlardır Müslümanların arkasında gittiği âlimler; her biri yüzlerce eser bırakıp İslâmî ilimlerdeki yetkinliklerini, Kur’an ve sünnete vukûfiyetlerini ispatlamış olmalarına rağmen, mezheblerin dışına çıkmamışlar, dört mezhebin yayılmasına gayret etmişlerdir. Bu şekilde sayabileceğimiz nice âlimler bile müctehidliği iddia etmemişken, “Cahil, cesur olur” sözünden de anlaşılacağı üzere çağımızda bu tür cesurlara rastlamak mümkündür. Çağımızda insanlar inanç, amel ve bütün konularda şer-i şerîfe uygun yaşayabilmek için selefe, onların icmâına yâni bir mezhebe uymak zorundadırlar.

 

Son Güncelleme: Pazar, 01 Eylül 2024 06:14 Devamını oku...
 

Bir güncelleme öyküsü: Toplumsal cinsiyet eşitliği-2

e-Posta Yazdır PDF

Dünya feministlerinin ana kavramı "toplumsal cinsiyet eşitliği" toplumumuzun bütün inanç değerlerini temelinden dinamitleyecek bir proje olarak hayatımıza sokuldu.

ÜMİT ŞİMŞEK

“Toplumsal cinsiyet,” Batı dünyasındaki orijinal adıyla “social gender,” mahut İstanbul Sözleşmesiyle birlikte lisanımıza girdi. Ama iyi niyetle girmedi, girdikten sonra da hiç rahat durmadı.

Öz be öz feministlerin malı olan bu deyim, feminizmin temel kavramlarından biri olarak tedavüle sokulmuştu. LGBT şemsiyesi altında yer alan sapık cereyanlar namuslu insanları damgalamak suretiyle kendi sapıklıklarına yol açmak için nasıl “homofobi” şeklinde bir kavram uydurdularsa,[1] aynı yolun yolcusu olan feministler de kuşatmayı bir başka koldan tamamlamak üzere bu tabiri geliştirdiler.

 

Son Güncelleme: Pazar, 01 Eylül 2024 06:14 Devamını oku...
 

Bir güncelleme öyküsü: 1

e-Posta Yazdır PDF

ÜMİT ŞİMŞEK

– 1 –

“Geriye bakarsak adımlarımız geriye gider; bugünün ülkeleri 1400 yıl öncesinin kanunlarıyla idare edilmez” demişti 12 Eylül döneminin devlet başkanı Kenan Evren konuşmalarının birinde. Zat-ı devletlerinin mensup olduğu zihniyetin alâmet-i farikası haline gelmiş bir söylem olduğu için, onun bu tür sözleri kimseyi şaşırtmıyor, hattâ ciddîye de alınmıyordu. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığına başörtüsü ile ilgili çağdaş bir fetva sipariş ettiğinde, Din İşleri Yüksek Kurulu onun beklentilerine tamamen ters istikamette bir fetva yayınlamıştı. Yine aynı ihtilâl döneminde Genelkurmay Başkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığından bir yıl boyunca bütün hutbelerde okunmak üzere hepsi Atatürk’ü anlatan 56 hutbe hazırlamasını istediği zaman, Diyanet buna da boyun eğmemişti.[1]

 

Son Güncelleme: Pazar, 01 Eylül 2024 06:14 Devamını oku...
 

KİŞİNİN KENDİNİ BİLMESİ

e-Posta Yazdır PDF

Kendini bilme, Allâh’ı bilmenin yoludur. Kişi, kendi nefsinin ve ruhunun ne demek olduğunu bilmedikçe Rabbini bilemez. Bunun içindir ki, «Kendini bilen, mevlâsını bilir,» denilmiştir.

Cenab-ı Hakkk şöyle buyuruyor:

«Biz Kur’an’ın doğru olduğunu belli etmek için kendilerine hem her bir tarafta, hem öz nefislerinde kudretimize ait olan nişanları göstereceğiz. Rabbinin her şeye hakkıyla şahid olması kâfi gelmiyor mu?» (Secde s.53)

Oysa biz, kendimize çok yakın olduğumuzu sandığımız anda bile nefsimizi bilmiyoruz. Kendi nefsimizi anlayamıyorsak Hâlik-i Zülcelâl’i nasıl anlıyacağız? Bu durumda O’nu hakkıyla anlamak ve kavramak bizim için mümkün değildir.

 

Son Güncelleme: Pazar, 01 Eylül 2024 06:14 Devamını oku...
 


JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

REKLAMLAR

Web Site Tasarımı

Yönetim Panelli Website Tasarımlarınız için

0532 307 60 09

 

 

İSTATİSTİKLER

OS : Linux c
PHP : 5.3.29
MySQL : 5.7.43
Zaman : 06:14
Ön bellekleme : Etkisizleştirildi
GZIP : Etkisizleştirildi
Üyeler : 31076
İçerik : 1254
Web Bağlantıları : 2
İçerik Tıklama Görünümü : 2380163